Mutlu Olma Sanatı

1 Puan2 Puan3 Puan4 Puan5 Puan (Oy ver)
Loading...

Felsefe tarihinde kötümser olarak yer edinen, iyimser dünya görüşüne karşı çıkan ve yaşanılan dünyayı olası dünyaların en kötüsü olarak nitelendiren Arthur Schopenhauer’ın kaleminden çıkan ve mutluluğa ulaşma çabası olarak hayata dair felsefeyi aktarmaktadır, Mutlu Olma Sanatı. Schopenhauer’a göre yaratıkların en mutsuzu insanoğludur ve her türlü oluşun kaynağı olan irade, dünyadaki bütün kötülüklerin ana kaynağı olarak belirtilmektedir. Dünyanın kötü bir yer olduğu, kötülüğün en belirleyici yönünün ise acı ve mutsuzluğun her yerde hazır ve nazır oluşuyla açıklamıştır.

Mutlu Olma Sanatı Kitap Konusu

Kitapta hayatın kurallarını sıralayan Arthur Schopenhauer, bu sıralamayı aynı zamanda; edinilmiş karakter, isteklerin mülkiyetle ilişkisi, acının doğal bireysel ölçüsü, güven, ömre dair vb. başlıklar ile de  mutlu olmanın formülünü bizlerle paylaşmaktadır. Bireyin var olan pozisyonu, çevresi, istekleri, hayalleri ve potansiyeline göre değerlendiren Arthur Schopenhauer; mutlu olmanın bu değerlerin bilinmesiyle ve bu değerlerin çizgisi içinde kalarak mümkün olabileceğini aktarmaktadır.

Mutlu Olma Sanatı Kitap Yorumu

45 maddeden oluşan Arthur Schopenhauer’un Mutlu Olma Sanatı; baştan sona haklılıklarla dolu bir eser. Her okuduğunuz satırda, sizi; yaşınız ve tecrübeniz dahilinde doğrulayan cümleler karşılamaktadır. Bazı söylemler sizi “Kader” diye bildiğimiz duruma kadar götürebilmektedir. Yapabileceklerimiz, yapamayacaklarımız ve yapmak istemediklerimizin neler ifade ettiği; sahip olduklarımız, sahip olmak istediklerimiz ve sahip olamayacaklarımızın bir bakıma analizi niteliğinde olan bir eser.

Mutlu Olma Sanatı Kitap Alıntıları

Eserin baştan sonra okunması ve bir bütünlük açısından değerlendirilmesini önermekteyiz.  Schopenhauer’un kitapta yer alan birkaç alıntısını ve mutluluğa bakış açısını da sizlerle paylaşmak istedik.

Eudaimoni; Büyük bir feragatte bulunmadan ve kendini zapt etmeden, amaçları için olası araçları gözetmekten başka bir şey yapmayan diğerleri olmadan, nasıl olabildiğince mutlu yaşanabileceğini öğretir.

-İnsan mutluluğun özünün ne olduğu ve bunun için neyin esas teşkil ettiği tartışılabilir. Mutlu bir ruh hali. Bunu acı ve sevinç kapasitesi belirler. Ama öncelikle yakından ilintili ve neredeyse vazgeçilmez koşulu olan beden sağlığı.

-En iyisini her yerde doğa yapar.

-Arkadia’da doğduk hepimiz, başka bir değişle dünyaya mutluluk ve zevk beklentisiyle dolu olarak adım atarız ve kader bizi hoyrat bir şekilde yakalayıp hiçbir şeyin bizim olmadığını, her şeyin ona ait olduğunu gösterene kadar bunu gerçekleştirmeye yönelik o aptalca umudu koruruz; nitekim kader yalnızca sahip olduğumuz ve edindiğimiz bütün her şey üzerinde değil,  aynı zamanda kolumuz ve bacağımız, gözümüz ve kulağımız, hatta yüzümüzün ortasındaki burnumuz üzerinde bile tartışmasız bir hakka sahiptir.

-Hiç bir şey kıskançlık kadar uzlaşmasız ve acımasız değildir.

-Bir şey tutup ona sahip olmak istediğimizde hayattaki sayısız başka şeyden feragat ederek bunların sağından solunda geçip gitmek zorunda kalırız.

-İnsan ne istediğiniz bilmelidir ve ne yapabildiğini bilmelidir. Ancak bu şekilde karakter gösterebilir ve ancak o zaman doğru bir şey yapabilir.

-İnsan kendininkine değil sadece başkasının karakterine uygun olan, aslında kendini mutsuz hissedeceği, muhtemelen tahammül bile edemeyeceği konum ve koşulara kıskançlık duyacaktır. Zira nasıl ki balıklar suda, kuşlar havada, köstebek toprağın altında rahatsa, her insan da sadece kendine uygun atmosferde rahat eder; nitekim saray havasıda herkes için solunabilir değildir. Tüm bunlara ilişkin yeterince iç görü sahibi olmadığından bazısı çeşitli başarısız denemelerde bulunacak, kendi karakteriyle bilhassa mücadele edecek ama sonunda yine de boyun eğecektir. Kendi doğasına karşı güçlükle elde ettiği şeyse ona zevk vermeyecektir.

-Ne istediğimizi ve ne yapabildiğimizi önce deneyimden öğrenmek zorunda kalırız: O ana dek  bunu bilmeyiz, karakterden yoksunuzdur ve dışarıdan gelen sert darbelerle çoğu zaman kendi yolumuza gerisin geri fırlatılmak zorunda kalırız. Nihayet öğrendiğimizdeyse dünyada karakter denen şeye erişmiş oluruz.

-Zira gerçekte insanın kendi güçlerini kullanmasından ve hissetmesinden başka hiçbir zevk yoktur ve en büyük acı, insanın güce ihtiyaç duyduğunda yokluğunu hissetmesidir.

-İnsan tümüyle iradesinin tezahüründen ibarettir, dolayısıyla refleksiyondan hareketle, insanın olduğundan başka türlü olmayı istemesinden daha yanlış bir şey olamaz.

-Başkalarının niteliklerini ve özelliklerini taklit etmek, başkalarının kıyafetlerini giymekten çok daha onur kırıcıdır.

-İnsan istemeyi aklından geçirmediği malların yokluğunu kesinlikle hissetmez, bunlar olmaksızın da tümüyle memnundur, öte yandan yüz kat daha fazlasına sahip bir başkası, istediği şey ondan olmadığı için kendini mutsuz hisseder.

-Zenginlik, deniz suyuna benzer: Ne kadar içilirse o kadar susatır, aynı şey şöhret için de geçerlidir.

-Bizden hiç eksik olmayan acıya daima ayrı bir dışsal neden, adeta bir bahane ararız: tıpkı efendi sahip olmak için özgür insanın kendine put yaratması gibi.

-İnsan yapabileceklerini isteyerek yapmalı ve çekmesi gereken acıyı isteyerek çekmelidir.

-Az olan mutlu eder.

-Hiç kimse duyduğu şeyi kendine saklamaz. Hiç kimse duyduğu kadarını söylemez. Meseleyi kendine saklamayan biri, meselenin sahibini de kendine saklamayacaktır.

-Şu halde neşe diğer her şeyin yerini alabilecek ama başka hiçbir şeyin onun yerini alamayacağı bir servetse, o zaman bu serveti edinmeyi başka her şeyin üzerinde tutmamız gerekir.

-Hayat zevk alacak bir şey değil atlatılacak, savuşturulacak bir şeydir.

-Bulunabilecek en şanslı ikramiyeye konan kişi, hayatını çok büyük fiziksel ya da ruhsal acılar olmaksızın geçirendir, yoksa en büyük sevinç ve zevklerin nasip olduğu kişi değildir.

-Acıdan kurtulmak için zevki feda etmek kazançtır.

-Aklı başında kişi hoş olanın değil, acı vermeyenin peşindedir.

-Mutluğumuzun sahnesi mevcut andır.

-Düşüncelerimizin çekmeceleri olmalıdır ki birini açtığımızda diğerlerini kapayalım. O zaman yoğun bir endişe mevcut andan alacağımız her küçük zevki mahvedip bütün huzurumuzu kaçırmaz ve bir düşünce diğerini bastırmaz.

-Sahip olmadığımız şeylere bakarken “Benim olsaydı nasıl olurdu” diye düşünme eğilimindeyiz ve işte böylece yokluğu hissederiz. Oysa bunun yerine sahip olduğumuz şeyler için sık sık şunu düşünmemiz gerekirdi: “Bunu kaybetsem ne olurdu?”

-Kaldı ki en büyük servete ve güce sahip olduğumuzda kendimizi yoksul hissederiz.

-Rahatlık ve güvenlik yaşlılığın asıl ihtiyaçlarıdır: Yaşlılıkta bu yüzden her şeyden önce para sevilir, eksilen güçlerin yerine. Yanı sıra aşkın zevklerinin yerine yemek yemenin zevkleri geçer. Görme, seyahat etme ve öğrenme ihtiyacının yerini öğretme ve konuşma ihtiyacı alır.

-Mutluluğumuzun en az onda dokuzu yalnızca sağlıktan kaynaklanır. Zira neşeli bir ruh hali her şeyden önce sağlığa bağlıdır.

-Mutluluk hasta insan için mevcut değildir.

-Sağlıklı bir dilenci, hasta bir kraldan daha mutludur.

-Aptallıkların en büyüğü, sağlığını feda etmektir.

-İnsan hayatı boyunca çalışıp didindiği şeyden yaşlılıkta zevk alamaz.

-Benlik pek uygun değilse bütün zevkler safra tadı yayılmış bir ağızdaki lezzetli şaraplar gibidir.

-Acıya karşı neşe, can sıkıntısına karşı akıl.

-Deha melankoliyle akrabadır.

-Çok neşeli mizaçların zihinsel yetileri sadece yüzeyseldir.

-Kader düzeltilebilir ve yetingenlik ondan çok şey talep etmez: fakat ahmak her zaman ahmaktır ve ruhsuz bir hödük sonsuza dek ruhsuz bir hödük olarak kalır, isterse cennette çevresini huriler sarsın. “En büyük mutluluk, kişiliktir”

Henüz Yorum Yapılmamış

Yorum Yap